DOĞU'NUN DANASI
Tarih: 02-06-2008 08:39

Yoksul bir köylünün küçücük bir evi, evinin bitişiğinde de küçücük bir ağılı vardır. Bir ineği bulunan köylümüzün evinin bitişiğindeki ağılının damına da dik bir taş merdivenden çıkılır.

Bir gün köylümüzün ineği buzağılar. Gereğinden fazla süt emmemesi için buzağıyı emzirdikten sonar kucağına alıp taş merdivenden ağılın damına taşır köylümüz.

Günler geçer köylümüzün buzağısı dana olur. Ama o ayırdında olmadan danayı ilk günkü buzağı gibi kucaklayıp dama çıkarmaktadır.

Öykü bu ya, dana tosun olur ama köylümüz günlük spor gibi tosunu da kucaklayıp dama çıkarmakta zorlanmaz.

Denir ki, o buzağı değil dana ve giderek tosun, öküz bile olsa köylümüzün onu kucaklayıp merdivenden dama çıkarması artık basit bir alışkanlığa dönüşmüştür.

Tosun dedim de, Emin Çölaşan’ın tosuncukları geldi aklıma. Altan kardeşlere dana dememek için olsa gerek tosuncuk demekteydi Çölaşan.

Doğaldır ki buzağılık ve danalık dönemlerini tosunluk ve giderek öküzlük dönemleri izleyecektir. Şimdi onlar kimbilir hangi aşamadadırlar.

Ben daha çok Doğu’nun buzağılarını merak ediyorum. Ne düveleri ne danaları oldu Perinçek’in. Nice kart öküzleri var… Kırk yılda buzağılıktan başlayarak bu danaları nasıl da kucağında taşıyor zorlanmadan. Kimisi modaya uyup delirse de hepsi Doğu’nun kucağındalar.

Şimdi gazeteci ve politikacıların yanısıra hakim ve savcıları da kucaklamış durumda.

Devleti kucaklamış götürüyor dense yeridir.

Özünde devlet kalkmış gidiyor da, Doğu Perinçek kucağından düşmemesi için çırpınıyor.

***

Babam anlatmıştı. Bir yakınımız vardı, biz de dayı derdik. Işte bu Mustafa Dayı zamanın DP’sini tutar, Köy Enstitüsü çıkışlı babamı Menderes’in yaptıklarının değerini bilmemekle suçlarmış. Yapılanlara Türk halkının dayanma gücü kalmayıp da, ulusal istenç adına Türk Ordusu yönetime el koyduğunda babam Mustafa Dayı’nın yanına gider;

- Ne haber dayı radyodan anlatılanları duyuyor musun şimdi?

- Bre yeğenim ben bunların bu kadar namussuz olduklarını nereden bilebilirdim ki!!

***

Bir üçüncü öykünün tanığı ise benim.

Fransa’da yaşamanın zorlukları içinde Türkiye’deki televizyonları gereği gibi izleyemem. Nasılsa bir gün bir televizyon kanalında Ertuğrul Günay ile Nazlı ılıcak’ın bir programını izleme olanağı buldum. Yanlarında o dönemin tanığı bir politikacı da var ama adını anmama değmez.

Daha 22 Temmuz seçimleri yapılmamış ve Ertuğrul Günay 27 Mayıs’ı anlatacak diye bekliyorum.

Aaa bir de ne göreyim; Günay’dın Ertuğrul ben olsam devrim günü koltuğu askerlere vermezdim demesin mi?

Afferim Ertuğrul dedim kendi kendime; işte demokrat böyle olunur ve yakında sen de Alaca Karanlık Partisine geçersin.

Hay demez olaydım, Ertuğrul Günay’dın Alaca Karanlık Partisine geçmez mi? Hem de bakanlığı garanti altına alarak.

Eh şimdi ben de yeğenlerime nasıl anlatırım diye bekliyorum :

-İşte bunlar kendilerine emanet edilen koltukları adam gibi teslim etmediler diye ve ülkede idam cezası kalktığı için böyle ayaklarından asılı duruyorlar.


Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku

Older news items: