Sarkozy Fransa'nın Bush'u olmak istiyor
Tarih: 13-06-2007 03:02


Fransa, 6 Mayısta Nicolas Sarkozy'nin Cumhurbaşkanı seçilmesinin
ardından 1. turu 10 haziran, 2. turu 17 haziranda yapılacak Genel
seçimlere gidiyor. 577 sandalyeli Meclisin yeni üyeleri seçilecek.
Aslında tırnak içinde seçilecek demek daha yerinde olur. Zira tüm
Fransız medyası ve siyasal analizcilere göre sonu bugünden belli bir
seçim olacak. Olay, bu sonucun halka "onaylatılması", "tastik
etirilmesi"inden başka bir şey değil.

Yedi binden fazla adayın yarışacağı bu seçimler için hemen hemen tüm
anket kuruluşlarının yayınladığı sonuçlarda, Sarkozy'nin partisi
Halk Hareketi Birliği Partisinin % 40'ın üzerinde oy alacağını ve
Meclisin 4/3 çoğunluğuna (420-450) sahip olacağını açıklıyorlar.
Sosyalist Parti'nin bugün sahip olduğu milletvekili sayısına (150)
bile ulaşamayacağı, Komünistlerin ilk defa grup oluşturamayacağı,
Yeşillerin bir kaç milletvekilliğiğle yetineceği, belki François
Bayrou'nun Demokrat Hareket partisinin ancak bir grup
oluşturabileceği, Sarkozy'nin ırkçı ve popülist politikalarıyla bir
kenara ittiği Le Pen'nin Milli Cephesinin % 5'e bile ulaşmasının zor
olacağı bir seçim.

Fransa bir Sarkozy rüzgarıyla bu seçimlere gidiyor. Tutum ve
davranışlarıyla, politikalarıyla öncekilere hiç benzemeyen,
Fransa'nın devlet adamlığı profiline uymayan, Etrafında sivil koruma
görevlileriyle, Şortu ve basketiyle koşarken gazetezilere poz veren
Amerikanvari bir Başkan. Daha İçişleri bakanlığı döneminde
oluşturduğu polis köenli korumalarıyla beraber Elysee Sarayına giren
ve Geleneksel olarak Sarayın ve başkanın güvenliği koruyan asker
kökenli koruma ekibini kapı dışarı eden bir başkan.(6 haziran,
Liberation).

Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle giderek sağa kayan Fnasa'da, Sarkozy
bu seçimlerde rüzgarı fırtınaya çevirmek istiyor. Aslında Fransa'da
ki tartışmalardan "sağa kaymak" deyiminin biraz hafif kaldığını
görüyoruz; "Hitler'de seçimlerle başa gelmemiş miydi ?" sorusu
soruluyor, "SarkoNazi" gibi deyilmer kullanılıyor. Eski
başbakanlardan Fabuis Sarkozy "Bush'un köpeği" diyor. Bu tür
örnekleri çoğaltmak mümkün.

Sarkozy bir hükümet değil meclisin tümünü istiyor. 6 haziran tarihli
Liberation gazetesinde, Antoine Guiral, Sarkozy için "hegomonya bir
arzu değil, politik bir hedeftir" diye yazıyor. ABD'nin başkanlık
sistemini, yapacağı kurumsal değişikliklerle Fransa'da hayata
geçireceğini açıkca söylüyor. Seçildikten sonra oluşturduğu bakanlar
kurulunun ilk toplantısında "ben Chirac değilim" diyerek bakanlara
ayağınızı denk alın tek "Şef" benim sinyali veriyordu. Seçildikten
sonra bir Cumhurbaşkanının tarafsız davranması gerektiği ilkesi,
Sarkozy için geçerli değildi. Partisinin seçim mitiglirine
katılıyor, konuşmalar yapıyor ve bir parti militanı gibi
davranıyordu. Büyük sermaye ve medya arkasındaydı; l'Express
dergisi "Sarkozy medyayı kontrol ediyormu ?" sorusunu büyük
puntolarla kapaktan veriyordu.

Sarkozy, sadede Fransa'da değil Avrupa'da, hatta dünyada
tartışılıyor. Avrupa çapında, dünya çapında liderliğe oynuyor.
Çıkmaza girmiş Avrupa Birliğin'de ileri sürdüğü "çözümler"le umut
oluyor, destek buluyor. AB'nin emperyalist bir proje olduğunu diğer
Avrupa ülkelerine hatırlatıyor ve elimizi çabuk tutalım Anayasaya
gerek yok "basit bir antlaşma" ile sorunlarımızı çözelim diyor.
Resmi dairelerde asılacak fotografını Fransız ve AB bayrağı yanında
çektiriyor. Halbuki önceki tüm Cumhurbaşkanlarının resmi
fotografları Fransız bayrağı yanında çekilmiştir. AB'ye bakışıda
farklı Bush'a göz kırpıyor ABD ile güçlü ilişkileri olan bir AB
istiyor. ABD ve AB'nin yakınlaşmasına ve ABD'nin Doğu Avrupa'da ki
askeri atağına Putin'in cevabı boşuna olmasa gerek. Le Monde
Diplomatique'in haziran sayısında, İgnacio Romanet, "De
Gaulle'cülüğün yerini, ABD'de de neocon'ları, İtalya'da Berlusconi
ve İspanyada Aznar'ı model alan bir Fransız popülizmi olan Sakozyzim
aldı. Ama bu üç ülkedede bunlar yenilmiş durumda" Bu da Sarkozy'nin
paradoksu.

Sosyalist Parti, Cumhurbaşkanlığı yenilgisinden sonra tam bir panik
içinde. Zaten yürüttükleri seçim kampanyası bir iktidar hedefine
yönelik değil. Sarkozy'ye karşı Meclis'te nasıl "daha güçlü bir
muhalefet" oluştururuz şeklinde bir strateji izliyorlar.
Sosyalistlerin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yenilen adayı Segolen
Royal, gazetezilerin "Çoğunluğu alırsanız Sakozy ile beraber
çalışabilecekmisiniz ?" sorusuna "Gerçekçi olalım, Sosyalislere
çoğunluğu verecek Fransızları caydırmak istemiyorum ama, öyle olursa
elbette çalışırız" diye cevap veriyor. Kendine güvenmeyen ve umutsuz
bir seçim çalışması. Royal, seçmene yalvarırcasına "Cumhuriyetin
dengeye ihtiyacı var bize oy verin" çağırısını yapıyor. (5 haziran,
Le Monde) Bizi iktidar yapın diyemiyor.

Almanya'dan sonra Fransa'da da sosyal demokrasi tam bir iflasın
eşiğinde. Ekonomik, sosyal ve kültürel, hatta bir kimlik krizi
yaşayan Fransa'da, Mitterrand'dan bu yana sosyal sosa batırılmış
liberal politikaları savunan sosyal demokratlar, sarsıntıları koca
bir kapitalist ülke olan Fransa'da bile duyulan Küreselleşme
depremine karşı bir alternatif oluşturamayan ve bir umut olmaktan
çıkan politikaları artık iflas etmiştir. Bir alternatif
oluşturabilir miydi ? Bu da ayrı bir tartışma konusu.

İkinci dünya savaşının ilk partisi ve 1978'e kadar "Sol" un en büyük
partisi, Fransız Komünist Partisi son seçimlerde aldığı % 1,9
oranında bir oyla dağılma sürecine girmiş ve içinde bulunduğu
ekonomik çıkmazdan dolayı mal varlıklarını satma noktasına
gelmiştir. Gene bir zamanların moda partilerinden Yeşiller bu
seçimlerden sonra işlevini yitireceği tespitleri
yapılmaktadır. "Sol" da son yıllarda önemli atılımlar yapan Troçkist
partilerde de önemli gerilemeler gözlenmektedir. Fransa Sol'unu
arıyor; Le Monde Diplomatique'in haziran sayısında, İgnacio
Romanet "Bütün Sol için bu yenilgi kesindir. Bir dönem kapanmıştır.
Yeniden oluşum zorunludur. Yeni deyimle Latin Amerika'da olduğu
gibi `21. yüzyılın sosyalizmi' nihayet inşaa edilmeli"

Kurt puslu havayı sever ! Fransa'da hava puslu. Fransa'da işsizlik,
yoksulluk, gelecek korkusu, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı,
deprasyon artık günlük hayatın doğal parçası. Cinsiyetlerin
birbirine karıştığı ve ahlaksızlığın had safaya ulaştığı bir ortam.
Yabancı işçilerin günah keçisi olarak gösterildiği, huzursuzluğun ve
işsizliğin kaynağının müslüman siyah Afrikalı, Arap ve Türkler
olduğunun propagandasının yapıldığı bir Fransa. İşte Sarkozy'yi başa
getiren ve bu seçimlerle gücünü pekiştiricek olan bu puslu ortam.
Buna acınacak durumda olan Fransız "aydın"larının gerçekten ve
bilimsellikten kopan tutumlarınıda eklemek gerek. Aydın olmak
gerektiği zamanda aydın olamayan Fransız aydını; bunu en son sözde
Ermeni soykırımı sorununda takındıkları tavırda da yakınen görmüştük.

Bütün bu veriler sadece Fransa'nın değil Avrupa'nın bir karaınlığı
doğru yol aldığı ve bir iflasın eşiğinde olduğunu göstermektedir.
20. yüzyılın başında olduğu gibi güneş gene Doğu'dan doğacaktır.
Türkiye'de bunun işaretlerini artık Avrupa'da bir hayal olan
milyonların katıldığı mitinglerde gördük. Doğu'dan doğan güneş
Batı'yı da aydınlatacaktır.



ALİ RIZA TAŞDELEN

PARİS

7 HAZİRAN 2007

Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku