Fransa, 6 Mayısta Nicolas Sarkozy'nin Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından 1.
turu 10 haziran, 2. turu 17 haziranda yapılacak Genel seçimlere gidiyor. 577
sandalyeli Meclisin yeni üyeleri seçilecek. Aslında tırnak içinde seçilecek
demek daha yerinde olur. Zira tüm Fransız medyası ve siyasal analizcilere
göre sonu bugünden belli bir seçim olacak. Olay, bu sonucun halka
"onaylatılması", "tastik etirilmesi"inden başka bir şey değil.
Yedi
binden fazla adayın yarışacağı bu seçimler için hemen hemen tüm anket
kuruluşlarının yayınladığı sonuçlarda, Sarkozy'nin partisi Halk Hareketi
Birliği Partisinin % 40'ın üzerinde oy alacağını ve Meclisin 4/3 çoğunluğuna
(420-450) sahip olacağını açıklıyorlar. Sosyalist Parti'nin bugün sahip
olduğu milletvekili sayısına (150) bile ulaşamayacağı, Komünistlerin ilk defa
grup oluşturamayacağı, Yeşillerin bir kaç milletvekilliğiğle yetineceği,
belki François Bayrou'nun Demokrat Hareket partisinin ancak bir
grup oluşturabileceği, Sarkozy'nin ırkçı ve popülist politikalarıyla
bir kenara ittiği Le Pen'nin Milli Cephesinin % 5'e bile ulaşmasının
zor olacağı bir seçim.
Fransa bir Sarkozy rüzgarıyla bu seçimlere
gidiyor. Tutum ve davranışlarıyla, politikalarıyla öncekilere hiç
benzemeyen, Fransa'nın devlet adamlığı profiline uymayan, Etrafında sivil
koruma görevlileriyle, Şortu ve basketiyle koşarken gazetezilere poz
veren Amerikanvari bir Başkan. Daha İçişleri bakanlığı
döneminde oluşturduğu polis köenli korumalarıyla beraber Elysee Sarayına
giren ve Geleneksel olarak Sarayın ve başkanın güvenliği koruyan
asker kökenli koruma ekibini kapı dışarı eden bir başkan.(6
haziran, Liberation).
Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle giderek sağa kayan
Fnasa'da, Sarkozy bu seçimlerde rüzgarı fırtınaya çevirmek istiyor. Aslında
Fransa'da ki tartışmalardan "sağa kaymak" deyiminin biraz hafif
kaldığını görüyoruz; "Hitler'de seçimlerle başa gelmemiş miydi ?"
sorusu soruluyor, "SarkoNazi" gibi deyilmer kullanılıyor.
Eski başbakanlardan Fabuis Sarkozy "Bush'un köpeği" diyor. Bu
tür örnekleri çoğaltmak mümkün.
Sarkozy bir hükümet değil meclisin
tümünü istiyor. 6 haziran tarihli Liberation gazetesinde, Antoine Guiral,
Sarkozy için "hegomonya bir arzu değil, politik bir hedeftir" diye yazıyor.
ABD'nin başkanlık sistemini, yapacağı kurumsal değişikliklerle Fransa'da
hayata geçireceğini açıkca söylüyor. Seçildikten sonra oluşturduğu
bakanlar kurulunun ilk toplantısında "ben Chirac değilim" diyerek
bakanlara ayağınızı denk alın tek "Şef" benim sinyali veriyordu.
Seçildikten sonra bir Cumhurbaşkanının tarafsız davranması gerektiği
ilkesi, Sarkozy için geçerli değildi. Partisinin seçim
mitiglirine katılıyor, konuşmalar yapıyor ve bir parti militanı
gibi davranıyordu. Büyük sermaye ve medya arkasındaydı; l'Express dergisi
"Sarkozy medyayı kontrol ediyormu ?" sorusunu büyük puntolarla kapaktan
veriyordu.
Sarkozy, sadede Fransa'da değil Avrupa'da, hatta
dünyada tartışılıyor. Avrupa çapında, dünya çapında liderliğe
oynuyor. Çıkmaza girmiş Avrupa Birliğin'de ileri sürdüğü "çözümler"le
umut oluyor, destek buluyor. AB'nin emperyalist bir proje olduğunu
diğer Avrupa ülkelerine hatırlatıyor ve elimizi çabuk tutalım
Anayasaya gerek yok "basit bir antlaşma" ile sorunlarımızı çözelim
diyor. Resmi dairelerde asılacak fotografını Fransız ve AB bayrağı
yanında çektiriyor. Halbuki önceki tüm Cumhurbaşkanlarının
resmi fotografları Fransız bayrağı yanında çekilmiştir. AB'ye
bakışıda farklı Bush'a göz kırpıyor ABD ile güçlü ilişkileri olan bir
AB istiyor. ABD ve AB'nin yakınlaşmasına ve ABD'nin Doğu Avrupa'da
ki askeri atağına Putin'in cevabı boşuna olmasa gerek. Le
Monde Diplomatique'in haziran sayısında, İgnacio Romanet,
"De Gaulle'cülüğün yerini, ABD'de de neocon'ları, İtalya'da Berlusconi ve
İspanyada Aznar'ı model alan bir Fransız popülizmi olan Sakozyzim aldı. Ama
bu üç ülkedede bunlar yenilmiş durumda" Bu da
Sarkozy'nin paradoksu.
Sosyalist Parti, Cumhurbaşkanlığı yenilgisinden
sonra tam bir panik içinde. Zaten yürüttükleri seçim kampanyası bir iktidar
hedefine yönelik değil. Sarkozy'ye karşı Meclis'te nasıl "daha güçlü
bir muhalefet" oluştururuz şeklinde bir strateji
izliyorlar. Sosyalistlerin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yenilen adayı
Segolen Royal, gazetezilerin "Çoğunluğu alırsanız Sakozy ile
beraber çalışabilecekmisiniz ?" sorusuna "Gerçekçi olalım,
Sosyalislere çoğunluğu verecek Fransızları caydırmak istemiyorum ama, öyle
olursa elbette çalışırız" diye cevap veriyor. Kendine güvenmeyen ve
umutsuz bir seçim çalışması. Royal, seçmene yalvarırcasına
"Cumhuriyetin dengeye ihtiyacı var bize oy verin" çağırısını yapıyor. (5
haziran, Le Monde) Bizi iktidar yapın diyemiyor.
Almanya'dan sonra
Fransa'da da sosyal demokrasi tam bir iflasın eşiğinde. Ekonomik, sosyal ve
kültürel, hatta bir kimlik krizi yaşayan Fransa'da, Mitterrand'dan bu yana
sosyal sosa batırılmış liberal politikaları savunan sosyal demokratlar,
sarsıntıları koca bir kapitalist ülke olan Fransa'da bile duyulan
Küreselleşme depremine karşı bir alternatif oluşturamayan ve bir umut
olmaktan çıkan politikaları artık iflas etmiştir. Bir
alternatif oluşturabilir miydi ? Bu da ayrı bir tartışma
konusu.
İkinci dünya savaşının ilk partisi ve 1978'e kadar "Sol" un en
büyük partisi, Fransız Komünist Partisi son seçimlerde aldığı %
1,9 oranında bir oyla dağılma sürecine girmiş ve içinde bulunduğu ekonomik
çıkmazdan dolayı mal varlıklarını satma noktasına gelmiştir. Gene bir
zamanların moda partilerinden Yeşiller bu seçimlerden sonra işlevini
yitireceği tespitleri yapılmaktadır. "Sol" da son yıllarda önemli atılımlar
yapan Troçkist partilerde de önemli gerilemeler gözlenmektedir. Fransa
Sol'unu arıyor; Le Monde Diplomatique'in haziran sayısında,
İgnacio Romanet "Bütün Sol için bu yenilgi kesindir. Bir dönem
kapanmıştır. Yeniden oluşum zorunludur. Yeni deyimle Latin Amerika'da
olduğu gibi `21. yüzyılın sosyalizmi' nihayet inşaa edilmeli"
Kurt
puslu havayı sever ! Fransa'da hava puslu. Fransa'da işsizlik, yoksulluk,
gelecek korkusu, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, deprasyon artık günlük
hayatın doğal parçası. Cinsiyetlerin birbirine karıştığı ve ahlaksızlığın had
safaya ulaştığı bir ortam. Yabancı işçilerin günah keçisi olarak
gösterildiği, huzursuzluğun ve işsizliğin kaynağının müslüman siyah Afrikalı,
Arap ve Türkler olduğunun propagandasının yapıldığı bir Fransa. İşte
Sarkozy'yi başa getiren ve bu seçimlerle gücünü pekiştiricek olan bu puslu
ortam. Buna acınacak durumda olan Fransız "aydın"larının gerçekten
ve bilimsellikten kopan tutumlarınıda eklemek gerek. Aydın olmak gerektiği
zamanda aydın olamayan Fransız aydını; bunu en son sözde Ermeni soykırımı
sorununda takındıkları tavırda da yakınen görmüştük.
Bütün bu veriler
sadece Fransa'nın değil Avrupa'nın bir karaınlığı doğru yol aldığı ve bir
iflasın eşiğinde olduğunu göstermektedir. 20. yüzyılın başında olduğu gibi
güneş gene Doğu'dan doğacaktır. Türkiye'de bunun işaretlerini artık Avrupa'da
bir hayal olan milyonların katıldığı mitinglerde gördük. Doğu'dan doğan
güneş Batı'yı da aydınlatacaktır.
ALİ RIZA
TAŞDELEN
PARİS
7 HAZİRAN 2007
|