YABANCILAŞMA, DÜZEN ve İDRİS KÜÇÜKÖMER
Tarih: 03-07-2007 11:42


Şimdilerde İdris Kϋçϋkömer’in Dϋzenin Yabancılaşması adlı çalışması kimi gϋncel politik gelişmeleri yorumlamak için gelişigϋzel kullanılır oldu.

Yabancılaşma nedir? Dϋzen ne?

İşte bu iki kavramın toplumsal bilimlerdeki yerlerine ilişkin kimi anımsatmalara kısaca değinmekte yarar var.

Alman filozofu Fauerbach’a göre, insanlar kendilerinde bulunan iyilik, gϋzellik, eşitlik, kardeşlik vb tϋm niteliklerin ancak insanϋstϋ bir varlıkta toplanabileceğini tasarlamaktadırlar. Böylece bir anlamda Tanrı’yı kendileri yaratırlar. Ne var ki, kendilerinin yarattığı bu Tanrı’ya kul olan da yine kendileridir. İşte insanın kendi yarattığı Tanrı’yı artık ulaşılamayacak bir yere taşıması, özϋnde insanın kendine yabancılaşması, Tanrı da yabancılaştırdığı dϋşϋnϋ (idée) olmaktadır.

Oysa, kimi Doğu felselerinde olduğu gibi ‘Tanrı benim’ diye de dϋşϋnϋlebilinir. Böylece Tanrı ile kulu arasında öylesine içten, öylesine yakın bir ilişki kurulur ki insan Fauerbach’çı anlamda yanacılaşmadan kurtulmuş olur.

Dϋzen deyimi ise, yine klasik ekonomi politiğin toplum için tasarladığı bϋtϋnselliğin 1929 ekonomik bunalımından sonraki tartışmalarda kullanılan adıdır. Bu bϋtϋnsellik, ulusal çerçevede ekonomik, politik, toplumsal sistemlere (ve ya da dϋzenlere) ayrıştırılabildiği gibi bϋtϋnsel bir dϋzen olarak da tasarlanabilir.

Yani Marx’ın ekonomik-toplumsal biçim (forme) dediği ve sonradan ekonomik-toplumsal formasyon diye de adlandırılan oluşumu tanımlamak için kulllanılmıştır.

Bu ekonomik toplumsal biçim Marx’da iki yapı’dan oluşmaktadır: üretim ilişkilerinden oluşan ϋstyapı ve temel de denilen ekonomik altyapı . Bu sonuncu da ϋretici gϋçler denilen üretim etmenleri yani toprak, emek ve sermayeden oluşmaktadır.

İşte bϋtϋn bu çözϋmlemeler Marx’ı, önce beyninde soyut bir kapitalist sistem (dϋzen) kurduktan sonra onu kutuplarına yani burjuvazi ve proletarya gibi iki ana gϋce indirgeme sonucuna ulaştırmıştır.

Emek -sermaye ve ya da proletarya-burjuvazi.

İşte Fauerbach’ın Tanrı-Kul ikilisi arasındaki yabancılaşma olgusunu Marx, Burjuvazi-emekçi arasındaki ilişkiye indirgemiş ve buradan, sermayenin emeğin yabancılaşmasından başka bir sonuç olmadığını ileri sϋrmϋştϋr.

Sonuçta sermayeyi yaratan emektir ve hatta doğrudan (yoğunlaşıp kristalize olmasından öte bir şey olmayan) kendisidir. Ancak sermaye şimdi onun tanrısı olmuştur.

O halde emekçi bu durumun ayırdına vararak (bilinçlenme) burjuvaziyi kendi konumuna getirirek yabancılaşmadan kurtulmuş olacaktır.

Ne var ki, bir başka soyutlama dϋzeyinde, Tanrı ile kul arasında bir ϋçϋncϋ dolayım, bir ϋçϋncϋ gϋç daha vardır: diyelim hacı vardır; hoca vardır; şeyh-meyh vb vardır. Aynı şekilde burjuvazi ile proletarya arasında da polis vardır, politikacı vardır kısaca Devlet vardır. İşte bu ϋçϋncϋ dolayımın işlevi yabancılaştırmak olup, yabancılaşma sϋrecinin devamını sağlamaya yaramaktadır.

İdris Kϋçϋkömer çalışmasında buraya dikkati çekmiş ve “Osmanlı ve Cumhuriyet dϋzeninin nasıl yabancılaştırılmış bir dϋzen olduğunu ve bunun sonuçlarını açıklamak istedim” demiştir.

Yani yabancılaşma ve ortadan kalkması eğer tarihsel bir sϋreç ise bu sϋrece dışarıdan mϋdahale, yani yabancılaştırma mϋdahalesine dikkat çekmek istemiştir. Dϋzenin yabancılaştırıldığını ortaya koymaya çalışmıştır.

Ve “bana göre, dϋzenin yabancılaştırılması ile bugϋne kadar gözlediğimiz (gözlemlediğimiz olmalı HHE) batılaşmak özdeş görϋnmektedir” derken Kϋçϋkömer’e katılmamak da olası görϋnmemektedir.

Gerçekten bir Doğu toplumunun Batı’ya özenmesi kadar kendi yabancılaşmasını artıran başka ne olabilir? Kendinde olmaktan çıkmaya çalışırken kendisi için olmak yerine, yabancılaştırıcı gϋçlerin etkisiyle kendine yabancı bir toplum olmaktan öte…

Habiperdem@hotmail .fr


Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku

Older news items: