10 Kasim ve Atilla Ilhan
Tarih: 10-11-2008 10:23


ATATURK DENIZINDEN BIRKAC DAMLA...... Falih Rifki Atay "Cankaya" adli eserinde anlatiyor; "Sozlu, oyunlu ve kadinli toplantilardan biri idi.O gece bazi asirica sahneler gecti.Guluse oynasa sabahladik. Ataturk benimle birkac kisiyi sona birakti.Gece ustune bir hayli dedikodu yaptik.Cikip gidecegimiz sirada kendisine dedim ki:
-Simdiye kadar sizin icin yalniz yabancilar yazdilar.Biz yaninizdayiz.
Sizi onlardan daha iyi taniyoruz.Musaade eder misiniz, Yakup Kadri ile ben hayatiniz ve eseriniz hakkinda bir kitap hazirlasak? 
Ferah ve uyanik bir bakisla beni suzdu:
-Dun geceyi yazacak misiniz?
-Canim efendim, bu kadar hususiyetlerinize girmeye ne luzum var?
-Ama bunlar yazilmazsa ben anlasilmam ki...Siz de baskalarinin yazdiklarini tekrarlamis olursunuz."
Niyazi A. Banoglu'nun "Nukte ve Fikralarla Ataturk" kitabindan,
Sukru Kaya'nin bir anisi;
"1925'te bir yaz gunuydu.Izmir'de Kordonboyu'nda, Ataturk'e tahsis edilen evin mermer sofasinda buyucek bir sofra etrafinda toplanmistik.Iciliyor ve konusuluyordu.Kordon uzerindeki kapilar ve pencereler acikti.Halk ustuste yigilmis iceriyi ve bizi seyrediyordu.
 Basyaver Binbasi Rusuhi kalkti pencereleri ve kapiyi kapattirdi.Gazi Mustafa Kemal, nicin kapatildigini sordu.
-Halk bakiyor da onun icin dediler.
 Gazi, kapilarin ve pencerelerin kanatlarini actirdi ve sofrayi kapiya yaklastirdi.Kadehini birkac defa kaldirdi.Halkin serefine icti.Disarda bir alkis tufanidir koptu.Vakit ilerledikce halk dagilmaya basladi.Nihayet kimse kalmadi.Pasa:
-Rusuhi Bey,dedi.Haydi simdi davet edelim bakalim kimse gelir mi? Halkin seyrinden, merakindan degil, alakasizligindan, kuskunlugunden korkmali.Simdi onlara Mustafa Kemal
iciyor, sarhosun biridir derlerse, evet, biz onu gorduk, baska neyi, ne gunahi var, bize onu soyleyin derler ve beni mudafaa ederler.....       demisti.
 Ataturk'un sahsi, isleri ve hayati gibi sofrasi da kimsenin mudafaasina ve himayesine muhtac degildir.Onun hayati butun kusurlariyla meydandaydi, gizli ve gizlenecek bir tarafi yoktu."
Hasan Riza Soyak "Ataturk'ten Hatiralar" kitabinda anlatiyor;
"Ataturk, Halil ve Sirri Bey'den aldigi mektuplardan bahsederek soze basladi.Bu bagimsiz mebuslarin Meclis'teki faaliyetlerinin cok faydali oldugunu soyledi.Sonunda kendilerinin tekrar bagimsiz mebus secilmelerine yardim etmenin muvafik olacagi mutalaasini ileri surdu.
 Recep Bey bu sozlerden pek sinirlenmisti; kendini tutamadi, hiddetle atildi,
-Halil bey icin diyecegim yoktur.Fakat Sirri Bey gecen devre zarfinda, cok siddetli tenkitlerde bulundu, adeta muhalefet yapti.Bircok islerde bizi guc durumlara dusurdu.Onun tekrar meclise girmesi katiyen dogru olmaz, dedi.
 Ismet Inonu'ye gelince, o pek az, bazen bir iki kelime ile soze karisiyordu ama Recep Bey'in her cumlesini basiyla onayliyordu.
 Ataturk'un kaslari catilmis, dudaklari buzulerek titremeye baslamisti; asabilesiyordu, bununla
beraber sonuna kadar sabirla dinledi ve ancak o sustuktan sonra konusmaya basladi;sesinde
ve tavrinda acik bir kirginlik, daha dogrusu bir uzuntu vardi.
-Elbette konusacaklar, elbette tenkit edecekler, dedi.
Biz bu arkadaslarin Meclis'e girmelerini neden tesvik ettik ve hazirladik, Recep?...
Bir oyun olsun diye mi?Hayir efendim; bilakis biz onlari gayet ciddi bir dusunceyle,islerimiz hakkindaki fikir ve kanaatlerini acikca soylesinler, yaptiklarimizi tenkit etsinler, yani yeri bos kalan muhalefetin, bir dereceye kadar olsun, vazifesini gorsunler diye Meclis'e getirdik, oyle degil mi? O halde nicin sinirleniyorsunuz, neden sIkayet ediyorsunuz?Yoksa kendinizden emin degil misiniz, icraatinizda mudafaa edemeyeceginiz noktalar mi var?
Sunu acikca soyleyeyim ki, benim katiyen boyle bir endisem yoktur, butun yaptiklarimi her zaman,her yerde mudafaa edebilirim, dedi" 
Niyazi A.Banoglu'nun "Nukte ve Fikralarla Ataturk" adli kitabindan
Sadi Borak'in naklettigi bir ani;
"Genc bir ogretmen(Sabahattin Ali), bir akrabasinin Izmir suikastinde mahkum edilmis olmasinin hinciyla, Ataturk hakkinda cok agir ve hakaretlerle dolu bir siir kaleme almis ve yargilanarak ceza almisti.Aftan yararlanarak ciktiktan son yeniden kadroya girmek icin dort bir yana basvuruyordu.Bir gun Bakan'in(Hikmet Bayur) yanina gitti.                                          Ehliyetli de bir gencti.Bakan,
-Oglum,dedi, hakkinizda hicbir sey yapamayiz.
-Nicin yapamazsiniz?
-Oglum sucun dogrudan dogruya Ataturk'un sahsina ait.Biz karar veremeyiz.
-Oyleyse ben Ataturk'un karsisina cikacagim.
-Hele biraz bekle.Pek inatci imissin.Bana bir hafta sonra yine gel.
Bakan bir aksam sofrada Ataturk'e meseleyi acti.
-Hani efendim hakkinizda agir bir hiciv yazan bir ogretmen vardi....
-Evet...
-Af kanunundan faydalanarak yeniden ogretmen olmak istiyor.
-Ogretmen yapilmasinda bir kanun engeli var midir?
-Hayir, efendim.
-O halde nicin bana soruyorsunuz?
-Isledigi suc sizin hakkinizda.
-Ask olsun sana..Sahsi darginligim icin kanun emirlerini yerine getirmenizden hoslanmayacak kadar beni egoist mi saniyorsun?Kendisini hemen ilk acilacak yere tayin ediniz."
 Gokhan Akcura'nin "Aile Boyu Sinema" kitabinda Jale Hanim anlatiyor;
"1932 yilinda Ingiliz yapimi "Canakkale Gecilmez" filminin Opera'daki galasina Ataturk 60 kisi civarindaki maiyetiyle gelmisti.Sinemadaki halk buyuk halaskari gorunce ayaga kalkarak dakikalarca alkisladi.Filmin sonunda da caddeye kadar ugurladilar.
Ataturk locasina girdi.Bakti ki diger localarda iskemle var.Kendi koltugunu da kaldirtti.Film seyredildi, antrakt oldu.Babam da salona giris kapisinin yaninda duruyor.IsIklar yaninca ,Ataturk onu gordu.Selanik'den tanidigi icin," Mehmet Rauf senin ne isin var?"dedi.Babam da,"Pasam Sinema benim" diye karsilik verdi."Sen bugune kadar nicin gelip beni gormedin" diye sitem ettikten sonra babami tebrik etti.
Daha sonraki gunler, kac yer tutulmussa parasini yollamis,bizimkiler almamis,"O bizim seref
misafirimiz" demisler.Ertesi gun yine yaveri gelip,"Pasa , burasi bir ticarethanedir,bu parayi alacaklar" demis."
Prof.Yurdakul Yurdakul'un "Ataturk'ten Hic Yayinlanmamis Anilar" kitabindan,
Hafiz Yasar anlatiyor;
Ataturk her yil Canakkale'de sehitlerimiz icin mevlid okuttururlardi.1932 yilinda okunacak mevlidin Sehit Mehmet Cavus Abidesi onunde ve Istanbul'un en meshur hafizlarinin istirakiyle,  gorkemli bir sekilde yapilmasini emretmislerdi.Bu durumu Istanbul Muftusune de telefonla ayrica bildirmislerdi.Mevlitten bir gun once Hafiz Kemal, Sadettin Kaynak, Hafiz Burhan basta olmak uzere bir cok unlu hafiz, gazeteci ve fotografci Ataturk'un seyahatlerinde kullandigi Gulcemal vapuruna gittik ve aksamm uzeri hareket ettik.Gece yatsidan sonra vapurda iki hatim ve bir mevlid okundu.Sabah Gelibolu'da buyuk bir kalabalik bizi karsiladi.
Karayoluyla Abidenin onune geldik.Mevlid ve dualar okunurken birden hava bozdu ve bardaktan bosalircasina yagmur yagmaya basladi.Ben okumaya hic kestirmeden devam ettim.
Sonunda Istanbul Muftusu Hafiz Fehmi Efendi dua ile mevlidi bagladi.Istanbul'a donduk.
Ertesi aksam Dolmabahce'de Ata'nin huzuruna cikip etraflica anlattim.Ayaga kalkti ve heyecanla masaya vura vura,
-Aferin hafizim, aferin sana.Din ve vazife ciddiyetini herkese gostermissin, yagmurda bile gorevine devam etmissin.Aferin sana, aferin sana...diye benii defalarca tebrik etmislerdi"
Muhafiz Alayi Komutani Ismail Hakki Tekce ve Halil Nuri Yurdakul anlatiyor;
"Tekke ve zaviyeler 1925 yilinda kapatilmisti.Buna karsin Ataturk, 1931 yilinda gittigimiz Konya'da Mevlevi ayinlerini gormek istedikleri icin Mevlevilerin ayin davetlerini kabul etmis ve oraya giderek butun ayinleri dikkat ve hayranlikla seyretmislerdi.
 Ayinlerin sonunda bir Mevlevi, sutunlardan birine yaslanarak davudi sesiyle cok guzel bir semai okudu.Bu cok gur ve davudi ses, ortamin los ve mistikligi icerisinde hepimizi cok etkilemisti.Ataturk de salonda akisler yapan bu mistik semaiden cok etkilenip duygulanmislardi.Ayinler bitipsalondan ayrilirken Ataturk;
-Ne yazik ki,biz bu ibadet yerlerini ve kuruluslari kapadik.Ama bir amacugruna yaptik.
Halki kandiran cahil din adamlarindan,zavalli vatandaslari kurtarmak icin yaptik.Keske her dini hareket boyle ulvi gayeli olsa idi, biz tekkeleri kapatirmiydik..... demisler ve Ismet
Pasa'ya Konya'dan" Ulkemizin her tarafinda bulunan eski eser ve uygarliklarimizin ilmi olarak korunmasi ve bakimi"icin telgrafla direktif vermislerdi." 

Yorum Gir Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın Beğenilme Yazdır E-mail olarak gönder İlgili Makaleler Devamını Oku
Administrator tarafından yazıldı