Geçtiğimiz hafta içinde, Can Dündar’ın, maalesef “Mustafa” adını kullandığı “şaheseri”!! hakkında görüşlerimi yazmış ve “bu başyapıtın”!! 1997’de “alınan Orta Doğu’ya yerleşme” planı gereği Türk askerinin başına çuval geçirme dinamiği içinde, son hamlelerden biri olduğunu paylaşmıştım...
Bu yazım, İngiliz Independent gazetesine “haber” oldu ve gazete “yorum yapmadan” belgesel ile ilgili haberi verirken, “Yiğit Bulut, bu film Türk Ordusunu yıpratmak için hazırlanan batı güdümlü bir komplo diyor” başlığı altında “ana tezimin” detaylarını aktardı...Ve en önemlisi “iddiam hakkında” hiçbir yorum yapmadı! Sevgili dostlar, Independent’in haberinden sonra “Avrupa’dan Japonya’ya” kadar birçok basın organından mesaj ve telefon aldım. Tarafsız gözle haber yapmak isteyen birçok gazeteci “tezimin” detaylarını sordular, kendilerine anlattım ve bunları yaparken de “asla yorulmadım, ters sorular karşısında asla” sinirlenmedim. Sinirlendiğim ve “ayıp” dediğim birkaç cılız tepki, özellikle İngiltere’de yaşayan bazı Türk vatandaşlarından ve bir Fransız gazeteciden geldi. Fransız’ı “ihmal edilebilir” bulduğum için kayda almadım ama Türkler’in “Türkiye’nin başına geçirilen çuvalı anlamama inatlarına” çok üzüldüm...
Ne dediğimi anlamaya çalışmayan bu arkadaşlar, bana şunu söylemekte ısrar ettiler “Böyle davranarak, Türkiye’nin Avrupalı olmasına engel oluyorsunuz”! Şaka gibi değil mi! Birileri çıkıp 1997’de Atlantik ötesinde yazılan “yeni bir yüzyıl için ulusal strateji belgesi gereği” Türk askerinin başına “çuval geçiriyor”, içeride tepki iyice cılız hale gelince o birilerinin “taşeronları” her türlü “şuuraltı tekniğini kullanarak” ve “belgesel de olmaması gereken yargıları değişik ses tonuyla bu tekniğe uygun şekilde kullanarak” aynı amaca hizmet eden bir film yapıyor, bizim bazı vatandaşlarımız da “Aman ne olacak” diyor! Yok öyle yağma! Ne demek ne olacak! Çok şey olacak! Tezimin bütün detaylarında ısrarlıyım. Değil Independent isterse Amerika’daki bütün gazeteler “bu tezi kullanarak aleyhime haber” yapsın, yine de aynı şeyi söyleyeceğim bu film 1997 sonrası uygulamaya konan “siyasi-ekonomik-finansal-psikolojik” harekatın bir parçasıdır!
Kesinlikle “masum” bir belgesel değildir ve içinde “gizli servisler tarafından yıllardır” geliştirilen bütün “şuuraltı tohumla” teknikleri kullanılmıştır. Hedef 18 yaş altı gençlerdir...Bir örnek vereyim bu filmi seyreden 18 yaş altı 100’den fazla çocuğun ailesinden mesaj aldım, söyledikleri hep aynı çocuğum eve dönünce “Baba Atatürk hiç öyle bildiğimiz gibi mükemmel değilmiş” dedi!
Sonuç: Tezimde sonuna kadar ısrarlıyım. Kemal Derviş’i “Türkiye’ye kimler gönderdiyse, Süleymaniye’de askerin başına kim çuval geçirdiyse, bu belgeseli de o dinamikler yaptı”... Son olarak Türk Halkına ve Türk Halkını “psikolojik saldırıdan da” korumak zorunda olan devletimizin “kurumlarıma” Kayahan’dan “e bebeğim ee” şarkısını armağan ediyorum!
Not: Kemal Derviş’le ilgili Bülent Ecevit’le canlı yayın yapmış, “üzüntüsünü, nasıl tuzağa düştüğünü anlatmasını” seyirciye aktarırken, ayrıca söylediklerini o dönemde çalıştığım gazetede yazmıştım, arşivden bulabilirsiniz... |
|